Amerika Birleşik Devletleri Gezi Yazıları Los Angeles

Los Angeles’da Gezilecek Yerler

Los Angeles izlenimlerim ve gezi programı yazımda Los Angeles’da gezilecek yerler için yaptığımız programı anlatmıştım.

Bakalım evdeki hesap çarşıya uydu mu ??

1-.Gün Hollywood ve Beverly Hills

Los Angeles’taki ilk günümüz bir Eylül sabahına denk gelmişti. Planımıza uygun bir şekilde sabah otelden çıkmıştık

Hollywood bulvarında yürüyüp kaldırımdaki yıldızlarla fotoğraf çektirmek, Oskar ödüllerinin dağıtıldığı Kodak Tiyatrosunu görmek, Çin Tiyatrosunun etkileyici şekline bakıp, Hollywood’un sokaklarında yürümeyi planlamıştık.

Hollywood bulvarında yürümeye başladığımızda, biz de herkes gibi şaşırdık “aaaa o meşhur cadde burası mı diye ?” Neden şaşırdık ki ? Zaten her gelen bunu yazmamış mıydı ? Ama insan okuduğuna inanmak istemiyor. O kadar çok Hollywood filmi seyrediyoruz ki, o hollywood caddesinin aslında bu kadar sıradan olduğuna görünce bile inanası gelmiyor insanın.

Los Angeles Hollywood Bulvarı

Evet yerlerde sıra sıra dizilmiş yıldızlar, insanlar favori yıldızları ile fotoğraf çekiliyorlar, etrafta Batman, Superman, Merlyn Monroe gibi giyinip para karşılığı fotoğraf çektirmek isteyenler, sokaklarda bir sürü rapçi cısta cıstak rap yapıp size CD’lerini satmaya çalışıyor. Alın size meşhur Hollywood bulvarı. Kodak tiyatrosu deseniz dıştan bir şeye benzemiyor, Çin Tiyatrosunu ise çinlilerden görmek mümkün değil.

Bir alt sokağa inip yürüme niyetimiz de, yayla kadar geniş caddenin ne kadar uçsuz bucaksız aşağıya indiğini görünce geri kaçmıştı. Ben de dedim ki Hanıma 🙂 gel arabamızı alalım önce Groove Alışveriş Merkezine oradan da Beverly Hills’e gidelim. O da dediki olmazz önce Ross , Dress For Less var dedi. Kendimizi Ross mağazasının önünde bulduk.

İleride belki bir alışveriş yazısı yazarım ve detaylarını orada anlatırım bilmem ama Ross dediğiniz zaman Amerika’ya gelen herkes durup bir bakar. Aslında gerçek anlamda seri sonu mağazası, Hangar gibi kocaman bir alanda, bildiğiniz anlı şanlı markaların elde kalmış ürünlerini alıp, hepsini yan yana sıralıyorlar. Beden sorunu olmayana gün doğar. Ben oradan sadece 80 Dolara bir Samsonite valiz aldım, ki Türkiye’ye geldiğimde aynısını 1000 TL’ye görünce ağzımda uçuk çıkıyordu o kadar.

Yüksel’i Ross’ta kendisi ile bırakıp soluğu hemen karşıdaki Groove Alışveriş Merkezinde aldım. İzmir’liler Forum Bornova’yı bilirler, Groove da Forum Bornova konseptinde açık hava bir alışveriş merkezi ama daha büyüğü ve eğlencelisi diyelim. Amerika’daki meşhur tüm mağazalar burada da var. Los Angeles’ta her köşe başında karşışınıza çıkan The Cheescake Factory de burada var. Ama buraya sadece alışveriş için gelmeyin. Bir kaç saat keyifli vakit geçirmeye gelin derim.

Los Angeles Groove AVM

Bir de hemen yanında Farmer’s Market isimli bir pazar var, sırf yöresel sokak yemekleri var. Gezin, yemeden duramazsınız. Ancak Zencefilli bir yerel gazozları var, Dr. Peppers diye, berbat bir tadı var. Küçüklükten alışmadı iseniz zor.

Groove’dan sonra Beverly Hills’e doğru yol aldık. Araba ile önce süper zenginlerin yaşadığı amerikan tarzı süper villaların arasında bir süre dolaşıp çöp döken ünlü görmeye çalışsak da olmadı. Rodeo Drive’ın orada bir alışveriş merkezinin otoparkına arabayı bırakıp Rodeo Drive’da yürümeye. başladık.

Her taraf süper lüks mağaza, Gucci, Vitton, Chanel vs vs vs.

Başka da bir şey yok. Oturup bir kahve içmek o arada Deniz’e yemek yedirmek istedik, ııhhh yok yine. Koca Beverly Hills’de bulduğumuz tek yer maalesef Nespresso Cafe idi. Onda da oturmak için 15-30 dk sıra beklersiniz dediler. Düşünün vehameti.

Baktık bir numara yok, Hollywood’a geri döndük. Meşhur Bulvarda bir de akşam deli gibi kalabalıkta bir aşağı bir yukarı sonra hoppp evimize. Ertesi gün Santa Monica var.

2.Gün: Santa Monica

Los Angeles’ta gezilecek yerleri programlarken ikinci günümüzün bir pazar gününe geldiğini düşünerek, bir Amerikalı gibi davranıp pazar günü sayfiye mekanına gidilir demiş ve Okyanus’ta yüzme planları kurmuştum. Santa Monica okyanusa nazır plajları ve lüks yaşam tarzına ait otel ve mağazaları ile çekici bir bölge.

Kuzeyden süper zenginlerin egemenliği altığındaki Malibu ile başlayıp Santa Monica ve hemen ona bağlı Venice plajları ile güneye doğru ilerleyen plaj kuşağı Los Angeles’da okyanusta denize girilebilecek bölgelerden. Santa Monica’nın bir özelliği de Amerika’yı boydan boya dolaşan şimdilerde turistik olarak kullanılan Route 66 yolunun bitiş durağı olması. Bu sebepler her yerde Route 66 yazılarını görürseniz şaşırmamak gerek.

Los Angeles merkezden Santa Monica’ya biz aracımızla gittik. Benim önerim araç ile gelecekseniz öğleden sonrayı pek geçirmeyin ve gitmeden park yerlerinin nerelerde olduğunu dikkatle çalışın derim. Park yerlerinin tarifeleri çok değişiyor. Kimisi saatlik alıyor kimisi de fix ücret. Biz merkezdeki bir AVM’nin içinde park ettik ve yanlış hatırlamıyorsam 7-8 saat için 20 USD civarında bir park ücreti ödedik.

Şanssızlığımız bir gün önce tepede parlayan güneşin, denize gittiğimiz gün kalın bulutlarca kapanması olmuştu. Ayrıca sert esen okyanus rüzgarları da eklenince üzerine, benim okyanusta denize girme hayalim suya düştü. Bunun yerine önce Santa Monica’nın meşhur caddesi 3rd street promanede isimli caddeyi gezdik.

Cadde boyunca güzel mağazalar, kafeler, sokak şarkıcılarının gösterileri vs keyifli bir zaman geçirmemizi sağladı.

Oradan sahile ve sonra ahşaptan yapılmış dev santa monica iskelesine rotamızı çevirdik.

Santa Monica Pier olarak adlandırılan bu iskelede meşhur Baba Gunp karideslerinin önünde bekleyen sırayı görüp tam karşısındaki başka bir balıkçıda yemeğimizi yedik ve pişman da olmadık.

 

İskele boyunca yürüyüp okyanus üzerinden keyifli pozlar çektik.

Keyfimiz o kadar yerinde idi ki, Venice Plajına yürüyesimiz bile gelmedi. Santa Monica ile ilgili tek üzüntüm denize girememek olacaktı. Ancak açıkçası deniz de o kadar çekmiyordu kendine.

Son olarak çok övülen gün batımına 45 dk vardı ve bizim enerjimiz bitmişti, oturacak doğru dürüst bir kafe de olmayınca Mc Donalds’da Apple Pie isterken bulduk kendimizi, Ancak o kadar yorulmuşuz ki, kendimizi kaptırıp nerede ise gün batımı kaçırıyorduk. neyse apar topar koştu koştur gün batımını da yakaladık ve Santa Monica keyfi bizim için artık kafi geldi.

3.Gün: Alışveriş

Her sabah yaptığımız gibi (3.gün bayıyor) otelimizde kendimiz ısıttığımız bagellerin içine krem peyniri sürüp, akçaağaç şurubu ile ıslattığımız sıcak waffleleri de mideye gönderdikten sonra hedefimiz meşhur Hollywood yazısını görmek için önce meşhur gözlemevi ya da gözlemevi yoluna gitmek, oradan da dev outlet (Amerika’nın en büyüklerinden) Camarillo Outlet’e gitmekti.

Birçok yazıda yazanın aksine meşhur Hollywood yazısını görmek için Griffith Gözlemevine kadar gitmeye gerek yok. Lake Hollywood park’a gidip oradan da bakmak mümkün. Ama tatile 2 yaşında bir ufaklıkla çıkıyorsanız tabii ki her plan zamanında tutmaz. Biz de alışveriş mi tabela mı diye düşünmedik ve Hollywood yazısını uzaktan görmek yerine TV’den görmeye devam etmeye karar verdik, ne de olsa yanına gidemeyecektik.

Camarillo Outlet gerçekten çok büyük

Camarillo Outlet, Los Angeles’ın kuzeyinde 1 saatlik mesafede. Ciddi şekilde büyük bir outlet.

Ancak Amerika’da Outlet kavramı gerçekten de Outlet. Yani yalandan outlet yazıp normali ile aynı fiyata satan mağazalar yok. İleride umarım bir alışveriş yazısı yazıp detayları ve trickleri anlatırım belki ama şimdilik söyleyeceğim 1 günümüzü yedik. Dönüşte Malibu’dan geçer bütün ünlülülerin evlerini görürüz dedim, neredeee. UCLA kampüse gideriz dedim, yok. Akşam döndük.   Not: Ben Tommy’den torba torba alışveriş yaparken, Yüksel koca outletten tek bir iğne almadı. Onun gözü şehir içindeki Forever 21 lerde kalmış 🙂

4.Gün: Vegas Yolu ve Disneyland

Los Angeles’da gezilecek yerler içinde elbetteki en üst sırada Universal stüdyoları yer alır. Ama minik bir çocukla Universal ya da diğerleri istesek de bize uzaklar. Ancak Amerika’da alternatif biter mi tabii ki hayır. Amerika’nın ilk Disneyland’ı Los Angeles’da ve hatta nerede ise Vegas yolu üzerinde.

Biz de hem çok zaman kaybetmemek hem de 5 saatlik bir çöl yolculuğundan önce minik gezginin gönlünü alabilmek için Disneyland’ı son güne bıraktık.

Aşağı yukarı yarım saat kırkbeş dakikalık bir yolculuk ile Disneyland’a vardık. Disneyland aslında burada iki parktan oluşuyor. Birincisi Klasik Disneyland diğeri ise Adventure park dedikleri yeni nesil bir park. Klasik parkta bildiğiniz düşler şatosu, klasik disney karakterleri, karayip korsanları, adventureland, fantasyland vs bölümleri. Adventure Park’da ise Carsland başta olmak üzere daha çok lunaparka benzeyen roller coaster ağırlıklı eğlenceler vardı. İki park için ayrı bilet almak lazım. İkisini tek günde bitirmek zor. Bu sebeple internet sitesinden bakıp hangisine ilgi duyuyorsanız ona göre seçin derim.

Bizim ufaklık Cars ve Mater hastası olduğu için biz tabii ki Carsland’ın olduğu Adventurepark’ı tercih ettik. yarım gün geçirdik ve Mert Deniz’in hey DJ ile dansı, Luigi’nin lastik dükkanında geçirdiği zamanı ve Mater’in dişlerine yakından bakmasını büyüyünce de hatırlamasını umuyoruz.

Sonrası Vegas yolu.

Los Angeles- Las Vegas yolu kızıl bir çölden ibaret. Ama sürekli bir otobandan ilerliyorsunuz. Yol üzerinde Barstow ve Baker isimli kasabalar, Orjinal Amerikan kasabalarını görmek için iyi bir fırsat. Ayrıca Palm Springs’i duymayan da yoktur. Çölün içinde bir çiçek ama burası için yolu uzatmak lazım.

Son olarak Primm alışveriş merkezi, 5 km öteden görünen ışıkları ile size Vegas’a hoş geldiniz diyor. Benim önerim Prim’e kadar basıp burada dinlenmeniz olacaktır.

LOS ANGELES GEZİLECEK YERLER FOTOĞRAFLARIMIZ

 

 

Eren Evren

Gezgin Avukat

#gezinafiyetle

 

Bir cevap bırakın

E-posta adresiniz asla paylaşılmayacaktır.Gerekli alanlar işaretlendi *